gevende

    

           

            ....

                Oldum olası sevmemişimdir girişleri… Nedense devam ettirmek başlamak kadar güç gelmez. Kendi içimde başlayıp kendi içime dökülen soruysa bir türlü rahat bırakmaz. İyi tamam da nereden başlamalı?

      Hani sanayinin inkılâba uğramasıyla içimize çöreklenen “en”lerle aranız nasıldır bilemiyorum. Ama benim aramın çok iyi olduğunu söyleyemem sanırım. Nedense aramızdaki soğukluk günden güne de artarak devam etmekte. Belki her şeye muhalif olan tarafımın haylazlığı belki de bana dayatılmış olduğunu hissetmemden mütevellit bir tepki haleti. Bunun içindir ki ne en çok okunan kitapları okuyabilmişimdir ne de en çok dinlenilen müzikleri. Ki yılın moda giysilerine ve renklerine ise sadece mağaza önlerinden geçerken fark ettiğimi söyleyecek olmam çok anormal olmasa gerek…(Bu yılın moda rengi bordo muydu? Diğer taraftan modanın erkeklerden ziyade bayanların kapitalist düzene uyarlanma biçimi olmasını da eklemeden geçmeyelim)

      İkiz kardeş olanların şanssızlığıdır anneleri tarafından aynı renkte aynı desenli elbiseleri giymeleri… Ya sokakta aynı renkte aynı desende giyinen binlerce insana ne demeli? Bu yüzden herkesin bildiği şeylere hep uzak kalmışımdır. Hani arkadaş sohbetlerinde konuya kıyısından köşesinden tutunamamak da işin cabası… İnsanlarınsa olaya Aborjin kalışıma karşı yüzlerinde beliren garip ifadelerini de anlatmıyorum. Hâlbuki anlatabilme becerim olsaydı ışıltılı reklâm panolarıyla bezenmiş süslü mağaza camekânlarına bakan “vitrindaş” insan profilinin doğuştan bana aktarılmadığını bu yüzden nevrotik kategorizasyona tutulmamın benim suçum olmadığını benim gibi binlerce insanın var olduğunu ne kadar çok anlatabilmeyi isterdim.

      Bu gün hani öyle fazla alıcısı olmayan kendi kulvarlarında sessiz sedasız ilerleyen ve bir gün ne yazık ki bir film fragmanıyla ünlenebilecek ve aramızın o andan itibaren soğuyabileceği bir grubu anlatmak istiyorum: gevende…

      Beynelmilel filmine bakanlar için yabancı gelmeyecek bir kelime: gevende. Hatırlarsanız film Adıyaman’da Gevende denilen yerel çalgıcıların bile dönemin yasaklayıcı zihniyetinden nasıl nasibini aldığı ve ekseriyette 12 Eylülün iç hesaplaşmasını yapan gülmekten çenenizin deforme olduğu ve son sahnesiyle ters köşe olduğunuz son dönemde çekilmiş en iyi Türk filmlerinden birisiydi.

      Grup tam da bu noktada üyelerinden birisinin Adıyamanlı olma müsebbibiyle, bu isimle anılır olmaya başladıklarında ismin hiç de fena olmadığına kanaat getiriyorlar ve üniversiteden tanış beş arkadaşın 2000 yılında başlayan maceraları 2002 yılında “gevende” ismini almasıyla perçinleniyor. Bundan sonra hem Anadolu hem de Avrupa’da çeşitli festivallerle seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Kulağını dünyaya kapatmış müzisyenlerin yaptığını yapmıyorlar: Amsterdam ya da Londra’da konser veren grubu Nepal ya da Pakistan’da da görebiliyorsunuz..

      Gevende, ses & gitarda Ahmet K Bilgiç, trompette Ömer Uygan, viyolada Ömer Öztüyen, basgitarda Okan Kaya, davulda Gökçe Gürçay’dan oluşan “Psychedelic Folk” adı verilen bir türde müziklerini oluşturuyorlar. Özellikle sahne performanslarında bolca doğaçlamaya yer veren grup kendi ifadeleriyle şarkının bestelenmesi ve oluşturulması tamamen sahnede gerçekleştiriliyor. Şarkıların akışını o anki ruh hallerinin seyrine bırakan grup haliyle aynı şarkıyı her sahnede farklı söylüyorlar. Diğer taraftan belli bir şarkı metni olsa da ellerinde, bu metin her sahnede değişmekte anlamlı anlamsız kelime eklemeleriyle yeni şarkılarda ortaya çıkabilmektedir. Türkiye’de bu tarzda benim bildiğim kadarıyla herhangi bir grup bulunmamakta. Artık birbirine yakın ses aralığında piyasaya çıkan birbirinin aynısı bir çok rock grubunun arasında kendilerine özgü vokal dilleriyle oluşturdukları müzik kalitesi bir takdiri hak ediyor bence.

      İlk albümleri 2006 da yılında Baykuş müzikten “Ev” ismiyle çıkıyor. Sözlerini anlamakta güçlük çektiğiniz ve hatta bu hangi dilde söylenmiş diye düşündüğünüz bir an işin aslında hiç de öyle olmadığını görüyorsunuz. Şarkıların bir kısmını tersten okuyan grubun bunu neden böyle yapıyorsunuza verdikleri cevap oldukça manidar:”düzden okuyunca müziği dinlemiyorsunuz…”

      Kendileriyle yapılan bir röportajda ise şunları söylüyorlar:

Gevende neyin müziğini yapıyor?
İnsanlardan duyduğumuz tarifi söyleyebilirim: Köy, mahalle, düğün müziği... Biraz da ev müziği... Eğer köyde bir evden bahsediyorsak, hiç dışarı çıkmaya bile gerek yok yani.
Şehirde köy müziği nasıl yapılıyor?
Biz de Eskişehir'den yeni geldik İstanbul'a. Biraz 'köyden indik şehre' durumlarındayız. Şehir bizi ne yapacak, zaman içinde göreceğiz.
Gevende müziği en iyi nerede dinlenir? Tam koordinat istiyoruz.
Kesinlikle yolda giderken... Tatvan'dan kalkan, Van Gölü'nü geçen gemiler vardır, trenle birlikte binersiniz. İşte orası tam uyar.
O uzun İran, Pakistan, Hindistan, Nepal yolculuğundan başka adamlar olarak mı döndünüz?
Kafamız kapalıydı da, oraları gördükten sonra aydınlandık diyemeyiz. Zaten tarih olarak, kültür, müzik olarak ilgilendiğimiz, bildiğimiz bölgelerdi buralar. Yine de kesinlikle algılarımızın kapılarını genişletip döndük. Bir de döndüğümüzde medyaya inancımız daha da azalmıştı. Medyanın yansıttığı gibi sadece savaş, sadece, açlık, sadece teröristler yok oralarda.
'Gevende' hangi bölgede 'düğün çalgıcısı' demek?
Güneydoğu Anadolu'da sokakta, düğünde çalanlara derler. Ben Adıyamanlıyım. Hatta 'Gevendeye kız verilmez' diye bir laf vardır Adıyaman'da. 6- 7 ay önce bir yerel gazetede bir haber vardı. Adıyamanlı bir sanatçı, ama konservatuara gitmiş; haberin başlığı 'Biz gevende değiliz'. Böyle serseri bir imajı varken, annem, babam hiç anlayamadılar zaten gruba neden bu ismi verdiğimizi.
Hiç gerçek bir düğünde çaldınız mı?
O yolculuğa bizimle birlikte gelen Murat Fıçıcı'nın düğününde çalmıştık. Akrabaları arasında türkücü bir abi de varmış, 45 dakika da onunla çaldık. Ankaralı Turgut falan...
Doğaçlama seven bir gruba albüm dar gelmez mi?
Gelir, biz de onu düşünüyoruz, ama alternatifi yok ki! Albüm kayıtları da emprovize olarak ortaya çıktı. Vokallerin sadece yüzde 5'i önceden yazılıdır. Aklımıza, piyasaya kapağıyla, sololarıyla 20 farklı albüm çıkarmak gibi bir fikir gelmişti, ama bir tanesini bile çıkarmak zor!

.......

.......

.......

Yorum Yaz